1 Aralık 2010 Çarşamba

dertli bi gündü.

'g.h. hardy' kadar şanslı değilim.
ben olsam olsam 'ramanujan' gibi olabilirim diyordum,
o da olmadı.
son olarak,

şu,
okunmalı:


Not:kitapta geçen her 'matematikçi' kelimesinin yerini kendi mesleğiniz ile doldurarak tabi:)

21 Ekim 2010 Perşembe

trende..

..tren dürer'in melancolia'sını genelleştirir; bizi terk eden bu şeylerin dışında kalmak; bu şeylerden yoksun kalmak, perspektifin an ve an değişimlerinin kütleleler arasında meydana getirdiği hareketten başka bir hareket bilmezler; tüm bilebildikleri bir göz yanılsamasıyla gerçekleşen dönüşümlerdir. benim gibi onlar da yer değiştirmezler; bu sabit şeylerin kendi aralarında kurdukları ilişkileri düzenli ve sürekli olarak bir çözüp bir bağlayansa sadece bakışlardır. vagonun penceresi, görmeye imkan veren ve ray da geçmeyi sağlayandır. bunlar ayrılığın birbirini tamamlayan iki halidir. dokunamazsın. ne kadar çok görürsen o kadar az tutabilirsin. 

trende..
de carteau, m. (2009) ''hem gemi hem hapishane'' gündelik hayatın keşfi, dost kitabevi, istanbul, sf.211

16 Ekim 2010 Cumartesi

Yağmurlu bir frankfurt öğleden sonrası

Pink Martini la soledad’ı söylerken ayşe’nin gözlerinden anılar süzülüyordu. Bazen de ağzı kulaklarına yaklaşıyordu.
Nemli bir yağmur sonrası güneşinde, bölümün önündeki o oturma yerine sırtını kolona yaslayarak oturmayı hayal ediyordu. Dudağında sigarası, bağcıkları çözülmüş botlarıyla...
bu belki de mathilda etkisiydi...

21 Eylül 2010 Salı

Corbü'nün güldürdüğü anlar:)

''Birer Fas halısı gibi renk renk boyanmış, koca koca ve sayısız paftalar sunmamıştım;
yalnızca iki çizim, daktilo kağıdı boyutunda 15 şema ve 30 sayfalık bir rapordan oluşuyordu..''


Le Corbusier, Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi.

Corbü'de bu yollardan geçmiş mi?

Asıl zorlukların farkına eğitiminiz bittikten sonra varacaksınız. 
Buluş gücü, saflık ve nitelikliliğin (ki bunlar kişinin yapısına bağlı erdemlerdir) ürünü biçimlendirdiği bir mesleğe sahip olduktan sonra,
bu kez de kendini beğenmişliklerle, açgözlülüklerle ya da en azından rekabet engelleriyle dolu bir yaşama atılmış bulacaksınız kendinizi.
İşte o zaman yazgınızın tek belirleyicisi sizsiniz ve artık yalnızsınız.
Diplomanız, devletin dağıttığı bir pastanın dilimleri üstünde size hiç bir hak sağlamaz.
Kuşkusuz bizi ilgilendiren konudan, mimarlıktan söz ediyorum.
Onun dışında rahatlıkla ''iş yapabilir'' ve ''başarılı'' olabilirsiniz.


Le Corbusier, Mimarlık Öğrencileriyle Söyleşi.



6 Ağustos 2010 Cuma


                                            Orhan Peker, 1926-1978
                                            Balıkçı Çocuk ve Kediler, 1976
                                            The Fisherboy and Cats, 1976
                                            Tuval üzerine yağlı boya
                                            169x226 cm

Orhan Peker'in bu eserinin konusu çok yalın, iki kedi besbelli genç bir balıkçının yakaladığı balıkla ilgilenir. Ama soğuk tonlarda üç geniş şeridin egemen olduğu bu basit sahnede çok daha fazla şey algılanabilir. Üstteki gri ve mavi şerit, alttaki toprağın grisini yansıtır. Siyahlı-mavili geniş alanın engin bir deniz olduğunu haber verir. sahne boşlukta çınlar, balıkçı avdan döndükten sonra akşamın soğuk renklerine bürünür. Biri koyu biri açık renkteki kediler, günün saatini yankılar. Geleneksel olarak 'beyaz kılın siyah kıldan ayırt edilemediği an' diye ölçülen bir saat bu. Kediler arkalarını dönüp, pür dikkat balıklara odaklanırken, balıkçı yüzünü bize döner. Kedilerin duruşuna benzeyen bir şekilde balıkların önünde çömelir. Avladığını korumaya belki de satmaya çalışır. Onun müşterilerinin yerinde biz varız ama ona ulaşamıyor, sahnenin sessizliğini bozamıyoruzdur. Balıkçı resme bakan kişiye bakmaz, bizim ötemizde bir noktaya bakarak, derin düşüncelere dalar. Sakin, heyecansız görünüşü bir kediyi andırır. Bir delikanlı bu; çocuklukla yetişkinlik arasındaki alacakaranlık kuşağında, geçiş anında yakalanmış gibi. 1976'da Ayvalık'ta yapılmış olan bu resim, birçok kişinin paylaştığı deneyimin anlamını taşır aslında, Orhan Peker'in birçok eserinde olduğu gibi, burada da anlam resmedilen konunun temsiliyle iletilmez sadece, atmosferi yaratan ince ve çoğunlukla parlayan renklerle de verilir.